Müjde Ar'ın psikoterapi deneyim. Zaman gazetesinden Nuriye Akman'la röportajından bir bölüm...
Müjde, bir dönem psikoterapi gördün. Neleri çözdün?
5 sene gittim. Keşke her insanın bu imkanı olsa. Beynindeki programı öğrenmeden hayat çok zormuş. Herkesin olduğu gibi benim programım da karmakarışık. Eğer bir tarihin varsa, bir ailen varsa, okulun varsa, çevren varsa senin hard diskine birtakım programlar yükleniyor. Onun ne olduğunu çözmeye çalışıyorsun. Psikoterapinin yararı şu oldu. Nelerle debelendiğimi öğrendim.
Yanlışın ne imiş?
O kadar çok ki. Sen programı bilmediğin için yanlışı da bilmiyorsun. Benim programım, yalnızlık, acı çekmek ve acı çektirmek. Dünya var olalı beri bu sado–mazohizm insanların başına bela olmuş. Siyaset, din, aile, eğitim, medya hepsi bundan nasibini almış...
Çünkü acı çekmek dayanılmaz olduğunda acı çektirmeye dönüşüyor, değil mi?
Evet. Bir ailen var, sana doğru ya da yanlış diye öğrettiği şeyler var. Onlar da başkalarından öğreniyor. Devamında, öğrettiklerinin karşılaştığın koşullarla örtüşüp örtüşmediğini kimse sana sormuyor. Bir kuyunun içine düşüp debeleniyorsun. Yanlış bir kocayla, “birbirimizi düzeltiriz” diye boğuşup duruyorsun. Belki hiç hak etmediği halde, eline geçen tertemiz insan malzemesini alıp perişan ediyorsun. Savaşlar da bundan çıkıyor. İnsanlığın hard disklerinde epey bozuk program var.
Bilgisayarda nasıl yüklenen programı tık yaptığında çağırıyorsan, beynine yüklenenler de birtakım şeylerin tık yapmasıyla önüne geliyor kısacası.
Tabii, 20’li yaşlardan sonra belki daha kolay çözülürdü. Ben 40 yaşından sonra başladım bu işe. Yaşam zaten bir sürü şeylerle baş etme sanatı değil mi? Seni bozacak, seni aşağıya çekecek şeylere dur demeyi öğreniyorsun. Seni tuzağa düşürmek isteyenleri hayatından çıkarıyorsun.
Psikoterapinin sonunda yeniden yorumladığın temel kavramları, mesela aşkı konuşalım?
Aşk da çok sadomazo bir oyun. Güçler dengesi ya da dengesizliği. Ah çok aşığım, yanıyorum, yakılıyorum dediğin vakit, gücün öbür tarafta olduğunu görüyorsun. Yanıp yakıldığınla kalıyorsun. Aşık olan acı çekiyor. Ben de aşkın acı çekmek olduğunu düşünüyordum, Allah cezamı versin, ne kadar yanlış düşünüyormuşum. Acı ile falan alakası yok. Kafandaki program yaptırıyor bunu. Bizi coşkuya kaptıran şey eğer acı çektiğimiz sürece sürüyorsa, o zaman mezara kadar acı çek ve aşkın hep devam etsin gibi sakat bir mantık işliyor.
Demek psikoterapiye gitmeseydin, Ercan Bey (Karakaş) yanmıştı.
Doğru, ilişkimiz rezil olurdu. Her şey acı çekmek üstüne kurulunca sürekli bir itiş kakış oluyor. Ne kadar hır çıkarsa aşk o kadar büyür zannediliyor.
Müjde, sen bir dönem anneni de “öldürmek” istiyordun değil mi?
Çünkü bu programın yüzde 80 sebebi Aysel. Çünkü yalnız bir kadın. İki çocuk yetiştiriyor. Para yok, pul yok. Fahişe olmak istemiyor. Namusuyla yaşamak istiyor. Kocaman da bir kazık yemiş kocasından. Sıçandan çıkan kırnap keser! Buradan nasıl bir program gelecek ki sana? Tabii korku, yalnızlık, acı, güvensizlik geliyor. Çekmiş gitmiş bir baban var. Annem büyük bir nefretle büyüttü bizi. Çok yanlış yaptı.
Erkek nefretiyle mi?
Hayır baba nefretiyle. Global bir erkek nefreti olsa işin daha kolay. En ihtiyaç duyduğun şeyin, asla annenin onaylamadığı ve çok yanlış bir biçimde sürekli kötülendiğini duymak o kadar yaralayıcı ki. Şimdi ben Aysel’in programını da çözdüğüm için çok yumuşak ilişkimiz.
Tek yönlü iyilik olabiliyor mu?
Olabiliyor; tuzaklarına düşmüyorum artık. Onun programının değişmesi çok zor bu yaştan sonra. Onu olduğu gibi kabul ettim, acı çekmekten ötürü bana akıttığı negatif enerjiyi yok ettim hayatımda.
80’li yılların Müjde’si ile 2000’li yılların Müjde’sini ayırt edebilecek başka neler var?
Hayvanlarla ilişkim mesela. Bir hayvan sevgim yoktu. Doğayla ilişkim değişti. Sıkı bir çevreci oldum. Her yerde tutup rezillik çıkarıyorum tek başıma. Ağaç kesenleri ihbar ediyorum, zabıtalar çağırıyorum, dava açıyorum.
www.zaman.com.tr sitesinden alınmıştır...













